29 Ekim 2009 Perşembe

Yazarın Ölümü

Roland Barthes’in 1968 yılında, makalesinde bahsettiği “yazarın (author) ölümü” düşüncesi metinlerarasılık teorisinin en çok bilinen yönüdür. Bu düşünce çok defa yanlış anlaşılmış bir kavram ya da Barthes’in makalesinin çerçevesi içerisinde düşünülmesi gereken bir durumdur. Yine aynı sene içerisinde Michel Foucault da benzer olarak “yazar (author) nedir?” başlıklı bir makale hazırlamıştır. Barthes’a göre yazar modern olandır, daha doğrusu kapitalist olan. Eserleri kendi ismiyle ilşkilendirmeye çalışandır. “Kapitalizm öncesi dönemlerde yazarlar, modern dönemde olduğu gibi, eserlerini kendi isimleriyle bağdaştırmaya çalışmıyorlardı” der Barthes. Foucault’nun da söylediği gibi “yazarın fonksiyonu” da dönemler değiştikçe değişir. Yazar “sorgulanamaz” ya da “doğal” olan olarak düşünülebilir; ama Barthes’da Foucault gibi, yazarın sorgulanamayan ya da doğal olandan başka herşey olabileceğini düşünür.

Modern piyasada Barthes, yazarın okuyucuyla, tüketime dayalı, bir ilşki içerisinde olduğunu düşünür. Yazar esere anlam katar, bu anlam yorumlanı ve okuyucu – eleştirmen tarafından tüketilir. Bu süreç tamamlandıktan sonra yazar yeni eserine geçebilir. Böyle bir durumda “eserler” kapitalist sistem içerisinde yer alan, tüketilebilir eşya konumundadırlar.


“Yazar” ya da “yazarın adı” metinden (text) çok eserin(work) ortaya çıkmasına neden olur. Barthes’a göre anlam, açıklama yazarın kendisinde aranır. Yazar bir anlamda bizimle bir sırrını paylaşandır. Eseri üreten(doğuran), sahibi olan, üzerinde güç sahibi olan “yazar” olduğu için Barthes “eser” kavramına karşı çıkar.

“Yazar genelde kendi kitabının geçmişi olarak algılanır: Kitap ve yazar, otomatik olarak, tek bir çizgi üzerinde “önce” ve “sonra” olarak ikiye ayrılır. Yazar, kitabı besleyendir. Bu; bir babayla çocuğu arasındaki ilşki gibi, buna paralel olarak, yazarın kitaptan - eserinden önce varolduğu, düşündüğü, acı çektiği anlamına gelir.”

Yazarın bitmiş eserinin teslimi(delivery), bizi, edebiyatta, retorik olarak ebeveynliği daha tanrısal bir varlığa teslim etme durumu olan epik şairin şiirlerini Müz’e sunuşundan alıp Mary Shelly’nin 1831 yılında yazdığı Frankenstein adlı kitabının önsözünde, bu eserden; zarar görmüş ya da rahatsız edici bir bebek, “ benim iğrenç dölüm” olarak bahsettiği psikolojik olarak daha karmaşık ve modern yapılara kadar götüren olağan bir durumdur. Yine de retorik olarak bu evlat olma durumu, metine yazarı tarafından ona yüklenmiş bir anlam olduğu ve bunu ilettiği görünümü verir; böylece metin, yaratıcısının orijinal ve birleştirilmiş düşüncesinden kaynaklanan bir bütünlüğe sahiptir.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder