Çocuğun gözleri hâlâ doluydu. Neler olduğunu anlamıyor, yalnız bir şeylerin yolunda gitmediğini biliyordu. Belki birkaç saattir kapının önünde bekliyordu. Babasıyla apartmanın önüne geldiğinde babası ona aşağıda, kapının önünde beklemesini söylemiş ve yukarı çıkmıştı.
Elbette içeri girip babasını takip etmek aklına gelmişti. Ama kapı kapalıydı ve zil düğmeleri çok yukarıdaydı. Aşağıdan yukarı numaraları görebiliyordu. Bazılarının düğmesi yoktu. Sokak bomboş olmasaydı belki apartmana girmek için başka birinden yardım isterdi. Ama her yer bomboş ve sessizdi. Sadece uzaklardan kuş sesleri belli belirsiz geliyordu. Diğer evlere baktığında pencerelerde kimseyi görmedi. Zaten içinde insanlar yaşıyormuş gibi görünmüyordu hiçbiri. Sokağın başına yürümek, köşeden dönmek ve birilerini bulup yardım istemek de geldi aklına. Ama babası kapının önünden ayrılmamasını söylemişti. Her an gelebilirdi. Onu kapının önünde bulmalıydı. Sokak çok sessizdi. Bazen nefesini tutarak çevreyi dinliyordu, belki bir köşeden birileri çıkar gelir ya da bir ses duyulur diye. Yalnızca uzaktan çok zayıf gelen kuş seslerini duyuyordu. Havaya baktığında bir tanesinin bile uçtuğunu görmüyordu. Gökyüzü boş ve maviydi. Belki gördüğü tek hareket yavaşça kayıp giden bulutlardı.
Bazen yukarı katlara doğru seslenmeyi düşünüyordu. Başka kimse yaşıyor muydu orada? Yukarı her baktığında bina büyüyordu sanki. Devleşiyor, üstüne eğiliyordu. Ama çok geçmeden kendine geliyor, sadece bulutların durmadan kayıp gittiğini ve binanın ardında kaybolduğunu görüyordu. Bulutları izleyerek duvarın dibine kadar gelmişti. Birkaç adım geri çekilip pencerelere bakmaya devam etti. Boynu ağrıyana dek başını indirmeyecekti. Birini görebilirdi, o zaman anında seslenecekti. Uzun süre dayandı. Boynu ağrıyordu ve gözleri yorulmuştu. Ayrıca pencerelerde kimse görünmüyordu. Başını eğip yeri izledi. Asfaltın üzeri bomboştu. Sonra ayaklarının ortasında küçük bir taş gördü. Eğilip alacakken vazgeçti. Taşı bir tekmeyle uzağa gönderdi. Durana kadar çıkardığı sesi dinledi. Bir süre sonra sıkılıp yukarı, kayan bulutlara bakmaya başladı. Bulutlar devamlı gidiyordu. Bunun sonu yoktu. Yalnız farklı olan bir şey vardı bu sefer. Çocuk pencere ve balkonları gözlerken zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştı. Gökyüzü koyulaşmış, bulutlar beyazlığını kaybetmişti. Kızıl ve pembe bulutlar iyice ağırlaşmış, çok daha yavaş ilerliyorlardı. Baktıkça bunu daha çok fark etti.
Artık binanın yüzü karanlıktı. Yalnızca günbatımının kızıl ve mor ışıkları pencerelerden zayıfça yansıyordu. Çocuk apartmanın girişine baktı tekrar. Bir mağaranın ağzı gibi karanlıktı giriş. Kapıyı ancak yaklaşınca görebildi. Başını çevirip yola ve sokağın görünmeyen sonuna baktı, sonra da yukarı, havaya. Göğün rengi iyice koyulaşmıştı. Bulutlar bütün değildi; karanlığa toz gibi dağılmış, siliniyorlardı. Tekrar dönüp demir kapıya baktı. Geri çekildi, arkasını dönüp gidecekken birden kapıya doğru fırlayıp bir tekme attı. Demir kapı sarsıldı. Çocuk devam etti. Ayakkabısının sert burnuyla tekmeler savuruyordu. Eski demir kapı, parmaklıkları ve camlarıyla baştan aşağı zangırdıyordu. Ayağı iyice ağrıyana kadar devam etti vurmaya. Durdu, bekledi. İçeriden bir kilit sesi duyuldu; sonra koridorun sonundaki köşenin ardından zayıf, sarı bir ışık yayıldı. Çocuk geri çekildi. Öylece içerideki ışığa bakakaldı. Sokakta çıt yoktu. Sonra uzaktan bir iki kuş sesi geldi. Dönüp sokağın sonuna baktı, aynıydı, belki daha da karanlık. Kapıya döndüğünde içeriden, koridorun sonundaki köşenin ardından kendisine bakan sıska bir çocuk gördü. Başını uzatmış, gözleri iyice açık, bakıyordu. Diğeri döndü, sokağın sonuna doğru yürümeye başladı. Arkasına bakmadı. Hızlandı; koşarken yankılanan adımları karanlıkta kuş seslerine karışıyordu.
Elbette içeri girip babasını takip etmek aklına gelmişti. Ama kapı kapalıydı ve zil düğmeleri çok yukarıdaydı. Aşağıdan yukarı numaraları görebiliyordu. Bazılarının düğmesi yoktu. Sokak bomboş olmasaydı belki apartmana girmek için başka birinden yardım isterdi. Ama her yer bomboş ve sessizdi. Sadece uzaklardan kuş sesleri belli belirsiz geliyordu. Diğer evlere baktığında pencerelerde kimseyi görmedi. Zaten içinde insanlar yaşıyormuş gibi görünmüyordu hiçbiri. Sokağın başına yürümek, köşeden dönmek ve birilerini bulup yardım istemek de geldi aklına. Ama babası kapının önünden ayrılmamasını söylemişti. Her an gelebilirdi. Onu kapının önünde bulmalıydı. Sokak çok sessizdi. Bazen nefesini tutarak çevreyi dinliyordu, belki bir köşeden birileri çıkar gelir ya da bir ses duyulur diye. Yalnızca uzaktan çok zayıf gelen kuş seslerini duyuyordu. Havaya baktığında bir tanesinin bile uçtuğunu görmüyordu. Gökyüzü boş ve maviydi. Belki gördüğü tek hareket yavaşça kayıp giden bulutlardı.
Bazen yukarı katlara doğru seslenmeyi düşünüyordu. Başka kimse yaşıyor muydu orada? Yukarı her baktığında bina büyüyordu sanki. Devleşiyor, üstüne eğiliyordu. Ama çok geçmeden kendine geliyor, sadece bulutların durmadan kayıp gittiğini ve binanın ardında kaybolduğunu görüyordu. Bulutları izleyerek duvarın dibine kadar gelmişti. Birkaç adım geri çekilip pencerelere bakmaya devam etti. Boynu ağrıyana dek başını indirmeyecekti. Birini görebilirdi, o zaman anında seslenecekti. Uzun süre dayandı. Boynu ağrıyordu ve gözleri yorulmuştu. Ayrıca pencerelerde kimse görünmüyordu. Başını eğip yeri izledi. Asfaltın üzeri bomboştu. Sonra ayaklarının ortasında küçük bir taş gördü. Eğilip alacakken vazgeçti. Taşı bir tekmeyle uzağa gönderdi. Durana kadar çıkardığı sesi dinledi. Bir süre sonra sıkılıp yukarı, kayan bulutlara bakmaya başladı. Bulutlar devamlı gidiyordu. Bunun sonu yoktu. Yalnız farklı olan bir şey vardı bu sefer. Çocuk pencere ve balkonları gözlerken zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştı. Gökyüzü koyulaşmış, bulutlar beyazlığını kaybetmişti. Kızıl ve pembe bulutlar iyice ağırlaşmış, çok daha yavaş ilerliyorlardı. Baktıkça bunu daha çok fark etti.
Artık binanın yüzü karanlıktı. Yalnızca günbatımının kızıl ve mor ışıkları pencerelerden zayıfça yansıyordu. Çocuk apartmanın girişine baktı tekrar. Bir mağaranın ağzı gibi karanlıktı giriş. Kapıyı ancak yaklaşınca görebildi. Başını çevirip yola ve sokağın görünmeyen sonuna baktı, sonra da yukarı, havaya. Göğün rengi iyice koyulaşmıştı. Bulutlar bütün değildi; karanlığa toz gibi dağılmış, siliniyorlardı. Tekrar dönüp demir kapıya baktı. Geri çekildi, arkasını dönüp gidecekken birden kapıya doğru fırlayıp bir tekme attı. Demir kapı sarsıldı. Çocuk devam etti. Ayakkabısının sert burnuyla tekmeler savuruyordu. Eski demir kapı, parmaklıkları ve camlarıyla baştan aşağı zangırdıyordu. Ayağı iyice ağrıyana kadar devam etti vurmaya. Durdu, bekledi. İçeriden bir kilit sesi duyuldu; sonra koridorun sonundaki köşenin ardından zayıf, sarı bir ışık yayıldı. Çocuk geri çekildi. Öylece içerideki ışığa bakakaldı. Sokakta çıt yoktu. Sonra uzaktan bir iki kuş sesi geldi. Dönüp sokağın sonuna baktı, aynıydı, belki daha da karanlık. Kapıya döndüğünde içeriden, koridorun sonundaki köşenin ardından kendisine bakan sıska bir çocuk gördü. Başını uzatmış, gözleri iyice açık, bakıyordu. Diğeri döndü, sokağın sonuna doğru yürümeye başladı. Arkasına bakmadı. Hızlandı; koşarken yankılanan adımları karanlıkta kuş seslerine karışıyordu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder