Platon'un temelini attığı idealar kuramı, dünyanın ve dünya üzerindeki her bilginin kaynağının değişmez, öncesiz ve sonrasız bir bilginin yansıması ve görünüşü olduğunu öne sürer. herakleitos'un ' evren'de aynı kalan ve değişmeyen hiçbirşey yoktur, herşey akar.' sözünden hareket ederek Platon, dünya'daki gelip geçici, değişken ve göreceli bilgilerin değişmez asıllarının bu evren'in dışında (İdealar Dünyası'nda) olduğunu savunur.
Platon'un idealar düşüncesinin etkisi altındaki 'Devlet' adlı eseri ideal bir devletin nasıl olması ve olmaması gerektiği konusunda 10 bölüm içerisinde bilgiler verir. Eserin son bölümünde Platon, idealar kuramının ilkelerine dayanarak şiir, tragedya ve benzer sanat dallarının ve bu dallarla ilgili eserlerin yaratıcıları hakkında çıkarımlarda bulunur ve ütopik devletinde yer almalarının ve desteklenmelerinin getireceği zararlar üzerine açıklamalar yapar.
Platon'a göre şiir ve tragedya devlet için iki zararlı sanat türüdür. Çünkü bunlar İdealar Dünyası’ndaki 'gerçek' formların dünya üzerindeki görüntülerinin yalnızca birer taklitleridir yani yansımanın yansıması ve yazarın öznel bakış açısını ortaya çıkartan, hakikatten uzak hayal ürünleridir. Dolayısıyla şiir ve tragedya site halkının rasyonaliteden uzaklaşıp, gerçek olmayan taklitlerin etkisinde kalmasına sebep olur. Tragedyaların sahnede yarattığı aşırıya kaçan duygular izleyicilerin de bu tür had safhadaki hisleri dışarı vurmasına ve tragedyadaki kahramanların duygu dışavurumlarını gerçek hayatlarında da uygulamalarına yol açar. Böylece izleyici/halk gerçeklik ve değişmezlikten uzaklaşarak, takliklerin değişkenliğine kanıp mantıktan uzaklaşırlar. Bu ise devleti kontrolsüzlüğe ve istikrarsızlığa iter.
Platon'un konu ile ilgili argümanları resim sanatı için de geçerlidir. Ressam, ideaların dünyadaki yansımalarını resmeder. Resmederken de zorunlu olarak yansıyan nesneyi tüm açılardan, eksiksiz olarak çizemez. dolayısıyla çizim gerçek değil, gerçeğin bozulmaya uğramış bir taklididir. Bu takliklerin peşinden gidilmesi ve mükemmel olarak görülmesi insanların rasyonel yanının körelmesine ve mevki olarak daha aşağıda olan hayal gücünün insan aklını zaptetmesine yol açar. Bu yapıdaki insanların artması da devlet ve onun geleceği için zararlıdır. Bu nedenlerle şiir, tragedya, resim gibi sanat dallarının platon'un 'devlet' inde yeri olmamalıdır ve bunları yasaklayan yasalar oluşturulmalıdır.
Peki platon'un bu sanat dallarına İdealar kuramına dayanarak karşı çıkmasını ve yasaklamasını Atina tarihi içerisinde incelersek karşımıza ne çıkar? Platon'un sanat ile ilgili bu katılığına İdealar Dünyası'na dayanarak öne sürdüğü nedenlerden başka neler sebep olmuştur? İdealar Kuramı'ndan başka, Atina'nın geçmişini ve Platon zamanındaki politik ve sosyal durumunu incelemek de kuşkusuz onun bu tavrını anlamamıza yardımcı olacaktır.
Milattan önce 448 yılından General Perikles'in başında olduğu Altın Çağ'ın, Mora Savaşları'yla sonuçlandığı döneme kadar (m.ö 427) yaşanan gelişmelerin ve olayların, Platon'un 'Devlet' eseri üzerindeki etkilerini görebiliriz. Platon'un henüz dünyaya gelmediği ancak hayattayken sonuçlarının doğurduğu etkileri yaşayacağı bu dönem, Atina'da demokrasi, felsefe, edebiyat ve birçok sanat alanında gelişmelerin yaşadığı bir periyottur. şehrin başındaki General Perikles, Atina halkını sanatsal alanlarda desteklemiş, bu dönemde sanatın zirveye ulaşmasını sağlamıştır. Euripides, Sophocles gibi önemli tragedya yazarları; Socrates, Protagoras gibi çağını ve sonrasını etkileyen filozoflar bu dönemde yetişmiştir. Perikles Çağı olarak da isimlendirilen bu dönemde fakirlere fırsat eşitliği sağlanmış, sosyal sınıflar tamamen ortadan kaldırılmasa da üst sınıfların halkın diğer kesimleri üzerindeki etkisi ve egemenliği azaltılmıştır. Yani eşitlik site içerisinde en önemli kanunlardan biri haline gelmiştir. Halk zengin değildir, ancak ekonomik olarak da eşit olmayan bir dağılım yoktur. Yiyecek üretimi tam olarak yeterli olmayıp, çevre sitelerden dışalım yapılmıştır. Sosyal olarak da dış hayatta yer alma konusunda eşitsizlikler bulunmaktadır. Kadınların sosyal hayatta yer almasına izin verilmemiş, onların görevleri sadece evi yönetmek ve çocuk bakmak olmuştur. Yani Perikles Çağı son derece ataerkil bir yapıya sahiptir.
Sanat ve demokrasi alanındaki olumlu yönlerine rağmen Perikles Çağı, Atina'nın diğer site devletleri üzerinde kurduğu aşırı ve şiddetli baskı ve tam egemenlik arzusu yüzünden çöküşe doğru ilerlemiştir. çevre site-devletlerinin baskılardan yılarak, bağımsızlıklarını kazanmak isteyip atina'ya karşı ayaklanması üzerine kanlı savaşlar meydana gelmiştir. Perikles'in de ölümünden sonra düşüşe geçen altın çağ, Atina ve Sparta arasında 27 yıl süren savaşlarla birlikte politik ve ekonomik alanlarda büyük sıkıntıların baş göstermesine yol açmış ve sona ermiştir.
İşte bu olayların sona ermesinin ardından dünyaya gelen Platon, Atina'da hala etkisini sürdürmeye devam eden düzensizliğin, eksikliklerin ve yanlışlıkların farkına varıp felsefesi ile birleştirdiği, Sokrates'in diyaloglarına dayalı olarak kendi düşüncelerini yansıttığı ütopyasını m.ö 380 yılında tamamlamıştır.
'Devlet' eserinde Atina tarihinde yanlış gördüğü uygulamaların ve kanunların çoğu zaman tam tersini yürürlüğe koyacak yasaların gerekli görüldüğünü görürüz. Örneğin eserin V. kısmında Platon, Altın Çağ'daki uygulamanın tem tersi olarak, ideal devletinde savaş zamanında ve barış zamanında çevredeki site-devletlere aşırı baskı yapılmasını ve zarar verilmesini engelleyen bir yasa çıkarılmasını doğru bulmuştur.
'' ... düşmanlarını güzellikle yola getirecekler, ceza olarak köle etmeye, yok etmeye kalkışmayacaklar, uslanmalarını isteyen dostlar olarak davranacaklar onlara, düşman olarak değil....''
'' kendileri de yunanlı oldukları için yunan topraklarını yakıp yıkmayacaklar, evleri ateşe vermeyecekler, sadece anlaşmazlığın sorumlusu olan küçük azınlığı hasım belleyecekler...''
''....öyleyse koruyucuların toprakları yakıp yıkmasını , evleri ateşe vermesini yasak eden bir yasa da çıkaralım....''
Aynı şekilde sanat konusundaki olumsuz düşünecelerin de Perikles Çağı'nda yaşanan olayların incelenmesinin ardından verilmiş tepkiler olduğunu görebiliriz. Bu çağda atinalıların ekonomik olarak gelişme kaydedememesi ve sonunda yanlış politik uygulamalar yüzünden çöküşe uğraması Platon'un argümanlarını geliştirmesine büyük katkıda bulunmuştur. Altın Çağ'ın nihayetinde yenilgiye yol açışının nedenlerinden birini de edebiyata fazla eğilip, gerçekten uzaklaşıp, mantıkla hareket etme yeteneğini kaybetmesi olarak görmüştür Platon. Altın Çağ'ın bu özelliklerinin, İdealar Dünyası'na dayanarak Platon'un ve sanatın kötü yönlerini ortaya koymasına ve tragedya ile şiiri ideal devletinde yasaklanmasına karar vermesi için yardımcı olduğu açık.
Tarihi arkaplan dahilinde Platon'un sanat ile ilgili bu varsayımlarını haklı bulmak doğru olabilir. Çünkü daha yeni yeni ortaya çıkmaya başlayan resim, şiir, tragedya gibi alanların halk üzerinde etkili olacağı oldukça olasıdır. Özellikle Platon'un yaşadığı dönem içerisinde yönetimsel ve sosyal sorunların olması, site için tehdit oluştırabilecek ve halkı olumsuz etkileyebilecek en ufak tehditlerin varsayımlarının bile yasaklanmasına yol açması doğaldır. Çağ bunu gerektirmekte ve tekrar kazanılması gereken düzen için önemsiz gibi görünse de bu gibi önlemlerin alınmasına gereksinim duyulmaktadır.
Sonuç olarak şu sorular sorulabilir; Platon'un sanata karşı çıkan bu fikirlerinin günümüzdeki değeri ve geçerlilği nedir? Sanat ve edebiyat hala, gerçekten insanları olumsuz yönde etkilemekte midir, yoksa insanlığın gelişimi üzerinde etkileri var mıdır? Varsa bu etkiler, faydalar nelerdir? Dahası sanatın ve sanat dallarının herhangi bir yarar/zarar karşıtığı içerisinde değerlendirilmesi mümkün müdür/doğru mudur? Bu sorular farklı düşüncelere ve yorumlara açık olmakla beraber konunun dışında kalmaktadır haliyle. Yalnız konu dahilinde varılabilecek sonuçlardan biri Platon'un kendi zamanı içerisinde değerlendirdiği olumsuzluklara sanatın değil, insanın sanat üzerindeki yanlış değerlendirmeleri ve etkileri aynı zamanda o çağın insanlarının gereksinimleri olduğudur. Yani Platon'un sanata karşı geliştirdiği argümanların tümü o periyoda ait ve tarihin gerektirdiği zorunluluklar olarak görülmelidir.